15 Nisan 2018 Pazar

ŞARKILAR ŞARKISI


ŞARKILAR ŞARKISI


1
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Ezgilerin, acıların, eşsiz notalarla
dile getirildiği yerde...

Vaatlerin, usta vaizlerin elinde, vuslatlarla birleştiği
o yaban ellerde, o vahşi köşelerde.

İmgelerin ağladığı, sevilerin gözyaşı döktüğü
incilerin tükenip, solukların verildiği o yerde.

Narsis ki kendine bakardı, hayranlık dolu kösnüyle
su ise gümüş yansımanın verdiği sahiplikle
övünür erinirdi.

Çok uzak ve en kuzeydeki pencerelerden birinde
-güneşle yazılıdır-
sevilerin en sonsuzu, en doyumsuzu
kozmik bir dönüştür ki
sevebilmek, bakabilmek kendimize

O ne büyük bir mutlan
Ne büyük bir kurtuluş...

2
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Kılıçların, mızrakların, sadakların
sönüp gittiği yerde.
Bir zamanlar bende gençtim
yaşam ipliğim solmayacak sanırdım
Solmayacak sanırdım ayın gölgesi
yürek üstünde

Tam büyülenmiş gibi sürdürecekken sözü
Gordiyon gibi, dağıldı iplik
-tinin akısı durdu-

'Bir büyük boşlukta bozuldu büyü!..'

3
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Leventlerin, çerilerin, sipahilerin
açlıktan kırılıp-döküldüğü yerde.

Söğütlerin gölgesinde bekler dururum
bekler dururum kavakların ilerisinde

'Süleyman'ın atlısı gelmezden önce'
kemikte akrep olmazdan önce.

Mecusi'nin bin yıllık ateşi söndü
Kisra'nın sarayında on dört sütun düştü.

Kurudu Save Gölü!
bitti mi açlık, bitti mi yoksulluk

Söğütlerin gölgesinde bekler dururum

Taş kitabeyim
içimde boğumlu kurt
ağzında sarı yaprak...

4
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Saul kızı Mikal'in ölümünü gördüğü yerde
Meholalı Barzillay oğluna
beş çocuk verdiği

Davut'un başbuğu Şafak'a kıydığı!..

Suriyeli dört bin atlı
Kırk bin cenkçi yaya öldürdüm
İskender'im, Sezar'ım, Hülagü'yüm,
Yezit'im!..

Beş kulaçlık zambak çiçeğiyim.
Ölümde karamavi, gecede çılgın şafağım
Leoparda benekli pembe damağım!..

Ne büyük bir zalimdim
Aden bahçesinde boğdum çocuğu
Çocuk; Bendim!..


5
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Necran rahibiyim, iyiliği betiklerden öğrendim
Suların bastığı, karların yürüdüğü,
güneşin gezindiği yerdeyim.

Harise'ydim, Bedir savaşında, bilisiz okla vuruldum

O cennetteyse sabredeyim, değilse harap olayım dedim.

Kardeşlerim, cennet onlara belayı
Ve mavi vaadi nasıl da unutturuyor.

Vücudumu yok eden yokluk ben miyim?
Adem ölünce gövdesi kalmaz
Masumluğun ölçüsü, zalimi silmez!

Kadın mıyım, nebi miyim, er kişi miyim?

El Kindi'yim.

Kin-di...

Benim!..

6
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Taşın parçalandığı, -taşılda boğumlu kurt-
ağzında kuru yaprak olduğu yerde.

Taş küredir, küre dünya, dünya yaşam
yaşam döngüdür.

Nefertiti'yim, kaldı tacım,
Nemrut'um kaldı tahtım.

Rüzgârım, çölün kumu
Ormanın, kaldı toprağım.

Tozun tozan olduğu, döngüyüm, dönüşüm
Gidiyorum devinerek, evrilerek
Bir düş ki, kim ölür, kim yaşar,
kim kalır...

Aramadayım...


7
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Kendimi sana, seni başkasına
başkasını tüm nenlere yazıyorum.

Saydığım yerde, olduğum yerde,
durduğum yerde

Niceliği, niteliği, düşleri, düşlemeyi...

Tinim ben, taşın ruhu, döngüde acunum

Mevlana'da hû diyen, bende o, onda ben.

Evrenim, evren ötelerinden gelen...


8
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Perseus'un, Oregon'un, Capella'nın olduğu yerde
Canismajör yurdunda...

Bin ışık yılı gittim
Döndüm doğumuma
Gördüm kendimi
Tozanlardan tanrıları
Tanrılardan; yılkı olanları.

Vardım evrenin ucuna
Baktım öteye, son uzluğa
Yıldız mezarlığına

Bir köy vardı orda görünmeyen
Sonsuzluğun katları
Mayasıydı yokluğun

Varlık 'anlam' demek
Anlam 'varlık' öte,
Evren 'duyu' kadar

Anlamadığımız ki;
Yoklar, yokluklar!..


9
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Sevinin atlas kupadan içildiği yerde
Gözlerin pırıltılı akrep olduğu...

O, uzaklardaki ben
'Büyük İncir' altında bekleyen Zen'di!

'Bir derin kara kuyu'da doğdum
Öldüm binlerce

İşte birlikteyiz Araf'da!

Sina'da bülbüller gene öttü
yıldızlar yollarını yinelediler!..

Yeruşalem zambağı, kırk yıl bekledim;
Gehenna'nın ağzında

Kırk yıl daha beklerdim
O Sion yıldızını
Gomorra çukurunda...

Çölde serap,
İnançta Ferhat
Yürekte haraptı sevgi

Ey süremde aldanışı sevenler
Sevda bir özgürlüktür

Ceylanlar söyler...


10
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Tanrının 'Tan' olduğu
yeşilin Pan!

Boşluğun yankı olduğu yerde,
Rüzgârın bir iç çekişle can verdiği...

Adem'sin sen, boyun bir ağaç
Adın Kızıl Toprak'tır gökadamızda
Hem yılansın, hem de sincap.

Bu kaburga kemiğinde Havva var
Havva'dan çıkan
havasın sen!

Hem çıyan, hem de çıban.

Ölüm ki senin adın
Öncesiz ve sonrasızsın
Adı ve ağzı toprakla dolan
Zamansız adamsın!

Göğül bir yeryüzü sen!



11
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Tanrının 'Ol' dediği yerde
Öncenin ve sonranın kûnnadığı

Anka kuşuyum ey,
senden doğdum
sana geleceğim!

Küçük sonsuzdan, sonsuz büyüğe
Doğumdan ölüme, ölümden doğuma

O'nunla döneceğim!

Kül ve kûn
kûn ve kan.

Ve 'Elma'

Ey sonsuz bili;
Sevdadır tanrıda!..


12
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
İlk insansın,
Elin-Kolun olduğu yerde.

Başın yıldızlardır, yaprak yaprak dökülen
Gövden var direnen, ayakların var
İlk An'a uzanır
düşünen.

Ağaçsın sen içimde, seninle varım
Sana bakarım; anlamak için kozmosu
Sen ki yol gösteren, iyi bak ona
Düşün, o sana benzer, usun kıvrımları
İlk An'ın son kırıntıları

Herkes ve her şey onda
Canlıdır ağaç; Can'dır, barındırır
Biçemli tanrı; durgun denizler gibi,
Çoğalır, acılı-yalnız havada...

Sevenler, gönül indirirler ki
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada...



13
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Gül bahçelerinin, sümbüllerin
kasımpatların olduğu yerde

Nar çiçeklerinin...

Ey seviler güneşi, neredesin
Parsambaların, ay sabahların
süsenlerin olduğu yerde misin

Gün battı
Lâle soldu.

Pürenlerin açtığı
mersinlerin dalgalandığı
durgun sularda akşam oldu.

Diyecekler ki, o bir sevda ile yaşlandı
Yazık, bir umudu vardı;
Gelecekler!..

Ah!
'Dünyada sevilmiş ve sevilen nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...'


14
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Ateş yakan, kötücül danslar yapan;
Kızılderililerin olduğu yerde!

Milenyum sınırında
İsa'nın 'İki bininci' doğumunda

Evim yok, barkım yok, çocuğum yok
Annem yok, babam yok, kardeşim yok
ben yokum!

Ama neden yaşıyorum!..

Ateş yakan, kötücül danslar yapan
Kızılderililerin olduğu...

Milenyum sınırında
O'nun 'İki bininci' yılında
Muhammet ve Musa toprağında

Bir ben mi yokum
Herkes, her şey, hiç bir...

Kim var orada,
Orada kimse var mı

Kimse...
var mı orada

Var!
bir Leviathan

Bir de
'İyi Zamanlar Tanrısı'
olan!..


15
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Ceviz kokularının, yaban güllerinin
olduğu yerde

(Rosebud!..)

Çaylar akar
kuşlar öter, söğüt sarkardı.

Bir 'Gönül' vardı!
karagözlerin, kuşdillerinin arasından bakardı.

Ey sevgili,
çok çabuk geçti o yıllar, anılar
ve her şey ve her şey geride kaldı.

Ey gönüller aylası neredesin!
duru şafakların, beyaz atların üzgün yüreği

Neredesin gökyüzü başağı
gecenin ışıyan yüzü, sevinin çağlayan özü

Neredesin ırmaklar ecesi...
...
(Ah, bu gecede ay battı, ay battı surlardan aşağı,
bir gün daha döndü yedi tepeli şehirde.
Gözlerinde bir damla yaş belirdi adamın
ve gök gürültüsü gibi düştü yere. Bir yüz yılı,
bir an'a sığdırırcasına ağladı, ağladı;
En üzünçlü anın da gözlerini dikti uzak göklere
ve orada, göklerin ötesinde, burçların yücesinde
-sessiz ve sakin gecede- kimselerin görmediği
bir yıldız kaydı.)



16
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Can güzeli dostlarım
bekliyorum Assos'ta...

'Ne doğan güne hükmüm geçer,
ne halden anlayan bulunur.'

Tiyatro, koreografi, mimesis
Gözler yaşlı dostlarım,
gözler yaşlı kimsesiz!

Kimse siz!
Dostlarım kimse siz!
Tarihim, Alman, matematik İngiliz
coğrafyam İtalyan, literatür Fransız'dır dostlarım!

Bir un fabrikası bizimdir
Bir un fabrikası.

Çatısını onarırsam
'Gösteri Sanatları Festivali' olacak!..

Mansur öldü, Abdal öldü, Fuat öldü
Behçet öldü, Metin öldü, Asım öldü

Nedim ile Hüseyin'e de
damdan düşmek düştü dostlarım,
damdan düşmek düştü!..

'Düşmanlar kına yaksın, dostlar girsin saflara
Sen gözyaşı göstermeden ağlayacaksın'

Sevinçle parlıyorken
Düşü yiten yıldızlara!..

17
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Uzun yeşil otların olduğu yerde,
Gezegenin bu soluk köşesinde...

Siyah şeyler, suyun içinde parıldıyor,
Boş uzayda; kuduz köpek sesi!

Orada, kül esimli yeşillikte
Konuşuyorlar, uzak uzağa
Hiçlik içinde, gri, yeşilsi otlar

Dönüyor her şey kendi hiçliğinde.

Soğuk, kirpimsi, soluk gezegen
Islak tüylerini yalıyor...

Stalker nerede,
neden, nedir?

Uzun, yeşil otlar
koyu, gri bir sis içinde;

Yoluyor kirpiksi deriyi!..

Andrey!
çürük,
irkiltici uzay,
kavranası yerin kendisidir!..

Geriye dönüp-
Duraksıyorum!..


18
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Şeyler, tozlu, sarı gecede,
Işıksı, yılan gibi akıp gidiyor
bilinmezlere...

Uzaydaki yuvasında Larisa
Tanrı yaratmışsa da, bu
Çarçur gezegeni diyor!

Yeryüzü eğri, demir bir kafes
Biz tutsağıyız körpe deneyin!

Okyanus, gezegensi yaratığın belleği
İnsan bütüncül, et, eş yiyen!

Düşünceyi dışsallığında bilen
tanıyan.

Ku(t)suyor kendini durmaksızın

Tanrının mı oyun,
Tanrı mı?..

Görkül sevinin egemeni yeryüzü...

Solaris, sudaki ayna
Gölgede tin!

Vulvası incilerden
Ezinç yuvası.

Solaris,
Exodus!..


19
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Buğday harman, yeşil ağaç, Peter
ve kırbaç!

Losey miydi, beni düşlere saran
Lean'miydi sisli gecede,
güçlü çoban, yar
koyunlar

Julie, sırmalı, kırmızı apolete
tutsak.

Görkü ve para
sevinin göze geldiği sundurma.

Kızlığı göle düşmüş
gizil ayna, gökkuşağı
prizma...

Ey yeryüzü
Ey sığırtmaç türküleri.

Sevenlerin
yıldırım saçları,
Antium yamaçları,
dolambaçları...

Sürüleri otlatan
çobanı sev Julie!

Esrik kokardı;

'Ezik çiçeklerin kırmızısına bulanmış
ayak parmakları...'


20
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Erythrai'nin, tin aynası olduğu
bellek yıkayan sikkenin
defne gölgesinde solduğu...

Tolunoğlu'nun güneşte kirlettiği
Janusla, Anubis'in
bir düşte beklettiği...

'Vene vidi vici!'
Geldim, gördüm, gidiyorum!
Öldürüp, öldürüp de!..

Öldürmeyeceksin!

On emir bu, Paul bu, bu sahabe,

'İnna ya eyneke kel kevser!'

Kuyruk sokumundan saça
Tepeden tırnağa
Bir varidat, bir usul deyiş,
bir sonsuz ikon;

Satyricon!..


21
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Gümüşün ortasında
Kül renkli kuşun olduğu yerde

'Ortancaların kurşun döktüğü
Kasımpatların metal koktuğu...'

Üçgenlerin içinde ne var
Ne var prizmanın iyi kenarında
Süs yoluna çıkan piramitlerin

Cüneyt, elinde kurtlu asa!
Ben varsam, sende varsın
O yol kenarında

O yol kenarı
Lizbon'da bir boa mı Cüneyt
Lizbon'da bir boa!..


22
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Sessiz avluların içinde
Küplerin, testilerin,
güğümlerin olduğu...

Bir kasımpatı gibiydin
Binlerce açan
Bir yediveren gibi
Dokuz doğuran.

Biri doğumda yaşamış
Sekiz çocuk yetiştirdi
-dal gibi-

Şimdi ölülerin güneşi
Yaprakların insanıdır.

O onların yaratan ve yaratmış olanıdır.

Kara demir kapıdan girilen
Servili incecik yoldadır şimdi

Kuşların aldatıcı sevinciyle
Ölüm şarkılarının dinlendiği.

Gökyüzü kara sonsuz
Mezar taşları sessiz bitmiyor.

Yolcu yolunda gerek!

Anne!..

Anne geliyorum diyor...


23
Silinmeyen bir yıldız duruyor orada
Demirci körüğünün olduğu yerde
Örslerin, çekiçlerin, kıvılcımların...

Erdemli Ömer neredesin
Şefika'nın aşığı
Yaşlılığın yaşında
Yaşamın en solgun yerinde misin

Bir baba dünyaya bakar
Bir dünya bir babaya...

Sonsuzluğu özlüyorsun Samatya'da

Babalarda kutsaldır anneler kadar
Baba, babacığım

Silinmeyen bir yıldız duruyor orada...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder