15 Nisan 2018 Pazar
SERZENİŞ
SERZENİŞ
Sana içimi dökmek istiyorum, belki böyle daha iyi anlatırım, elimden geldiğince kısa olmasına çalışacağım, yanıt vermene de gerek olmayabilir, bil yeter. Seni sevdim, sende beni sevdin, her ne kadar insan ruhu kendini bile bilemezken, senin için bunu söyleyebiliyorsam da...
Ne zamanki çalışmaya başladın, bir gariplik oldu birden, bir sihirli el sanki bize dokundu ve ikimizi ayırdı. Uzun uzun anlatamayacağım, şunu söylemek isterim ki; yeni duruma uyum gösteremeyeceğim.
Dünyada bir insan düşün, daha düne kadar aşkım, ölürüm sözlerinden, birden hazirana kadar görüşemeyebiliriz, şu sıralar onunla sık sık görüşmem gerekebilir, buraya gelirsen seninle ilgilenemem sözlerine geçiş yapsın.
Sözlerinin doğruluğunu düşünsek bile, benim bilemeyeceğim, göremeyeceğim ve bu nedenle olan biteni anlayamayacağım için, bir ayrılığın hazırlığını yaptığını ve bunu aniden gerçekleştirmek bir ölçüde onur kırıcı olabileceğinden, incelikle zamana yaydığın düşüncesi ve ruhumu kemiren bir kuşkunun gölgesi ağır basıyor içimde; bunu içimden atamıyorum ben ve bir kuşkuyla elbet yaşayamam.
Bir de sana marta kadar süre verildiği meselesini düşünüyorum, acaba diyorum benden umduğunu bulamadı mı, bunların neler olabileceğini sen daha iyi bilirsin, ben düşünmeye çalışıyorum. Ne kadar uzatsam, ne kadar dövünsem, ne kadar anlatsam, yaşadığımız ayları, olağanüstülükleri sıralasam, boşuna...
Senden bir tek dileğim var, bana iyiliklerle dolu değil; en kötü olasılıktan söz ederek yaz, olabilecek ve senin içinde barındırdığın, en kötü şeyi... Senin tasarladığın ve düşündüğün; o nazik barbarlığın!..
Seni olağanüstü sevdim... Ruhlar görünmez ki, yine de şükrediyorum; yaşadığım ve çok kısa süreceği kuşkusundan kurtulamadığım, kırmızı şapkalı, gelin telinden o kuyruklu yıldıza... Yaşamımdan geçip giden gök kuşağına!.. Ona hep kalbimin en sıcak, en mutlanlı dileklerini sunmak isterdim.
Biz insanlar konuşurken anlaşamayacağımız kuşkusu içindeyiz, düşünüyoruz ki, iki varlık ancak sonsuzda birleşebilir. Oysa şimdi ben, asla bir dili olmayan ve bana hiç bir şey diyemeyecek olan şu sayfalara, özgürce, aşkınlık dolu bir uyumla ve en içten duygularımla yazabiliyorum. Senin için bir daha geri gelmeyecek; yaşamak istemeyeceğin, özlemeyeceğin, eskilerde kalmış bir anının selintisi olmaya yüz tuttuysam; biliyorum çok üzüleceğim ama, alışmaya çalışacağım yaşama...
Katlanmaya çalışacağım dünyaya!..
Ve tüm insanlar gibi bir gün, her şeyi kalbimin o karancıl noktasına gömerek, kahredici körlüğün, parıldayıp duran ışıltısında gizleyerek, unutuşun erinç veren esintisinde, bu dünyanın tılsımından, öbürüne geçene dek; ayrılıklar ırmağından bakıyor olacağım sana ve elem denizlerine dökülürken, bir zamanlar o vardı, şu köşeden dönmüştük, şurada çığlık çığlığa kalmıştık, şurada hiç çekinmeden ağlamıştık ve işte görüyor musun; çalan müziğin eşliğinde; şu çiçekleri koklamıştık diyeceğim...
Şimdi senden son dileğim, eğer kalbini bana açabilirsen, dile getirmek istemediğini gerçekten haykırabilirsen, kederler içinde de olsa, seninle yüzleşmek istiyorum ben...
Biliyorum ruhlarımız bunu çok istiyor.
Ama bir sanrının içinde yuvarlanıyor, tutkunun karanlık labirentlerinde dolaşıyor ve umarsızlıkla savrulurken; karanlık bir düş görüyorsam eğer gerçekte...
Ne mutlu bana!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder